EN GÜÇLÜ KALKAN: “EĞİTİM”

 
 

Deniz Turhan

  deniz.turhan@kemkumfikir.com
  2018-07-12 / 01:32:15
  513 kez okundu

“Bizi ilgilendiren konu yalnız barışı kurmanın ve korumanın teknik çareleri değil, aynı zamanda kafaları eğitmenin, aydınlatmanın yoludur.”

Albert EİNSTEİN

 

“Hangimiz bir dünya yolculuğunun onurlu yorgunluğuna, kazasız belasız cennet yaşamının bilgisizliğine yeğlerdik?”

(Lâ Sonsuzluk Hecesi, Nazan BEKİROĞLU)

 

 

EN GÜÇLÜ KALKAN: “EĞİTİM”

 

 

Tüm hücrelerimize hücum eden yaşama arzusu içinde gönül izlerimizi bırakarak kendi yolumuzu çiziyoruz. Hristiyanlar, insanoğlunun doğuştan kötü olduğunu varsayarak çocuklarını vaftiz etme gereği duyarlar. Oysa bizler, Hakk dinine inanan Müslümanlar, Yaratıcının bizleri tertemiz, günahsız yarattığına inanırız. Peki bizim doğuşumuzda var olmayan ancak yaratılışımızdaki masumiyeti bile bastıran bunca kötülük neden?

Dedik ya insanoğlu bu diye, sanıyorum aklımızdaki eleştiri okları önce çevremizdeki hedefleri vurdu. Bu durum yüzyıllardır böyle olduğundan atalarımız “Çuvaldızı önce kendine sonra başkasına batır” demiştir. Peki bizler sahip olduğumuz masumiyeti kaybetmemek için ne yapıyoruz?

Görünen bir gerçek var: Dünyadaki tüm toplum yapıları değişiyor, yok oluyor, yeniden şekilleniyor. Bütün bu farklılaşma devinimleri içinde temel kaynağın duyuşsal değişimler olduğunu öngörüyorum. Tinsel bir devinim kitleleri yönlendirerek değişime itiyor. 1994 yapımı David FINCHE’in Dövüş Kulübü’nde, filmin karakterlerinden biri olan Tyler’ın yorumu ise şöyle:

“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız ya da yerimiz yok. Ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı… Bizim büyük savaşımız, ruhanî bir savaş. Bizim büyük depresyonumuz kendi hayatlarımız.”

Ben de bu yoruma aşağı yukarı katılarak kendimizle savaştığımız kanısındayım. Herhangi bir şeye zarar vermeden bu savaşı kazanmamız mümkün değil. Bu yüzden galibiyetin de bir anlamı kalmıyor. Çünkü kendiyle savaşan insan duyularını devre dışı bırakmıştır, ne yüreğini ne karşısındakinin sesini duyar. Baskın bir güç gelmedikçe biz hiçliğin içinde kaybolacağız.

Bireyselliğin ön plana çıktığı günümüz toplumlarında kişiler normalliği kendi bakış açılarıyla ele alıyor. Artık “normal”  kavramını farklı boyutlardan ele alıyoruz. Hiç olmayacak durumları normalleştiriyor ya da sıradanlığa başkaldırıyoruz. Peki bu normallik nedir? Örneğin bir çocuk istismarcısı ne kadar normal olabilir ya da normallik kavramının dışına hangi noktadan sonra çıkıyor?

Toplumun en zayıf ve tehlikeli halkası suçlulardır. En zayıf halkamız kadar güçlü olduğumuz için toplumdaki en tehlikeli suça değinmek istiyorum: ÇOCUK İSTİSMARI.  

Dünyada hemen her yerde görülen bu iğrenç suçun oranları son dönemde çıkan haberler nedeniyle gündemde sıkça yer alıyor. Ne yazık ki ülkemizde de çocuk istismarı olayları oldukça fazla görülmekte. Çocuk istismarına dair bilinen yanlışlardan biri ise istismarın yalnızca cinsel boyutunun olduğudur. Oysa konu “Duygusal İstismar”, “Fiziksel İstismar”, “Cinsel İstismar”, “İhmal Etme” olmak üzere dört başlık altında değerlendirilmelidir. Örneğin anne-babaların çocukları üzerinde duygusal baskı kurması bir istismar değil midir? Çocuklarının fotoğraflarını onlardan izinsiz sosyal medya üzerinden paylaşarak çocuklarının haklarını kısıtlamıyorlar mı? Bu suçlular çevremizde gizleniyorlar! Çocuk istismarı en fazla 0-4 yaş arasında görülmektedir. Çünkü bu yaş aralığındaki çocuklar kendilerini fiziksel ve duygusal açıdan istismarcıya karşı savunamayacak durumdadırlar. Bu durumda öncelikle yetişkinlerin istismar ile savaşması gerekiyor.

Tarih boyunca savaşların amacı gibi kullanılan yöntemler de farlılık göstermiştir. Okun yerini kılıç, kılıcın yerini ateşli silahlar, onların yerini ise tanklar ve nükleer bombalar almıştır. Günümüzde ise savaşın, “soyutluk” kavramı etrafında toplanmıştır.

Bir düşünce denizi içinde dünyayı ele alırız. Anımsayın! En çok korktuğumuz anlarda dua okuruz, Allah’tan yardım dileniriz. İnançlı insanın soyut boyutta dünyaya nüksetmesi normaldir. Ancak bütün inançlara karşı olanlar da inançsızlığın adanmışlığındadır. İnançsızlıklarına o denli inanırlar ki aslında taarruza geçtikleri cepheyle aynı boyuttan, aynı pencereden yaşama baktıklarının farkında değildirler. Yani kısacası inançlısı da inançsızı da ruhanî düşünür. Savaş mevkimiz belli olduğuna göre şimdi hangi silahlarla savaşa gireceğimiz önemli. 1. ve 2. Dünya Savaşlarında bir stratejik unsura dönüşen bu durumlar savaşın kaderini de belirlemiştir. Günümüzde ise silahımız “eğitim” olmalı! Dilsiz bir çağrıdır bu! Bırakın da cahillikten doğan tüm bu pislikleri ölümüne korktukları, ölümüne tiksindikleri eğitim temizlesin.

İdam diyorsunuz; ancak ruhları zedelenmiş bu yaratıklar için ölüm bir kurtuluştur. Hadım (Kimyasal Kastrasyon) diyorsunuz; hadım edilip sokağa salınan caniler cani olmaktan vazgeçecek mi sanıyorsunuz? Bütün bu pislikler eksikliklerini bastırmak için canileşmiyor mu zaten? İstismar tek boyutlu bir durum değil. Örneğin hadım edilen bir suçlunun duygusal istismara başvurmayacağını nerden bilebiliriz? Ruhları zehirlenmiş bu balçık yığınlarının bedenlerine verilen bir ceza fiziksel bir etkiden başka bir şey değildir.

Sorunun kaynağına baktığımızda “ruh” kavramı ile karşı karşıya kalırız. Öyleyse ne diye bedenlerine verilebilecek fiziksel cezaları konuşuyoruz? Elbette bir tecavüzcüye “Hadi gelin kitap okuma cezası verelim.” demiyorum, dar açıdan bakarak hiçbir yere varamayız. Ben sorunun kaynağına inmekten bahsediyorum, yani pisliğe bulanmadan önce önlem almaktan. Yoksa idam ne yavrularımızı geri getirir ne de gonca güllerinden olan ailelerin içine su serper. Siz sanıyor musunuz ki yavrusunun üzerine toprak atan bir anne nefes alır, bülbülün ötüşünü duyar, acısına merhem arar?

Bir kere de cahilliğimizden yeniden doğalım; inceldiği yerden kopmasın, incelen yerden yaramızı saralım. Çocuklarımız, bizlerin geleceği, yarının yetişkinleri. Eğitilmeyen her çocuk yarının potansiyel suçlusu olacaktır.

Öğrenerek, gelişerek birlikte geliştireceğimizi de umut ederek…

Anahtar Kelimeler:
 
 
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.